Siyasetçi - Köşe Yazarı
Türk siyaseti, alışık olduğumuz hareketli gündemine bir yenisini daha ekledi. Özgür Özel’in öncülüğünde kurulan Yeni Parti, yalnızca yeni bir siyasi organizasyonun doğuşu değil; aynı zamanda muhalefetin geleceğine ilişkin önemli bir kırılma noktası olarak tarihteki yerini aldı.
Her yeni parti, kuruluşuyla birlikte bir iddiayı da beraberinde getirir. Kimi mevcut siyasi anlayışa itiraz eder, kimi değişim vaat eder, kimi ise toplumun yeni bir sese ihtiyaç duyduğunu savunur. Ancak siyasetin en temel gerçeği şudur: Yeni bir tabela asmak, tek başına yeni bir siyaset üretmeye yetmez.
Türkiye’de bugüne kadar onlarca siyasi parti kuruldu. Kimileri kısa sürede tarihin tozlu raflarında yerini aldı, kimileri ise milletin desteğini alarak ülke yönetiminde söz sahibi oldu. Bu nedenle bir partinin başarısını kuruluş heyecanı değil, ortaya koyduğu vizyon, kadroları ve milletle kurduğu bağ belirler.
Özgür Özel’in kurduğu Yeni Parti de bugün tam olarak bu sınavın eşiğinde bulunuyor. Elbette siyaset, ayrılıkların ve yeni başlangıçların yaşanabildiği dinamik bir alandır. Ancak vatandaşın artık eski tartışmalardan yorulduğunu görmek gerekiyor.
İnsanlar artık birbirini suçlayan siyasetçiler değil, çözüm üreten siyasetçiler görmek istiyor. Sert söylemlerden çok somut projeler, polemiklerden çok icraat bekleniyor. Dolayısıyla Yeni Parti’nin toplumdaki karşılığı, sadece kimlerin bu partiye katıldığıyla değil, Türkiye’nin kronik sorunlarına nasıl çözümler sunduğuyla şekillenecektir.
Muhalefet açısından bakıldığında ise bu gelişme önemli soruları da beraberinde getiriyor. Yeni Parti, muhalefeti güçlendirecek yeni bir sinerji mi oluşturacak, yoksa oyların daha fazla dağılmasına neden olarak siyasi dengeleri farklı bir noktaya mı taşıyacak? Bunun cevabını bugünden vermek mümkün değil. Çünkü siyasette ilk günkü heyecan kadar, uzun vadede gösterilen performans da belirleyicidir.
Türk seçmeni geçmişte birçok kez gösterdi ki; sadece söyleme değil, samimiyete de bakıyor. Seçmen artık sadece ne söylendiğini değil, kimin söylediğini ve söylenenlerin ne kadar hayata geçirilebileceğini de değerlendiriyor. Bu nedenle Yeni Parti’nin önünde zorlu ama bir o kadar da önemli bir süreç bulunuyor.
Öte yandan iktidar cephesi açısından da bu gelişme dikkatle takip edilecektir. Çünkü güçlü bir demokrasi, güçlü bir iktidar kadar güçlü ve etkili bir muhalefeti de gerektirir. Muhalefette yaşanan her değişim, doğal olarak siyasi rekabetin yönünü de etkiler. Ancak unutulmamalıdır ki demokrasinin kazananı yalnızca partiler değil, millet olmalıdır.
Siyaset kişisel hesaplaşmaların değil, toplumsal sorunların çözüm merkezidir. Yeni Parti de bu ilkeye bağlı kaldığı ölçüde toplumda karşılık bulacaktır. Aksi hâlde değişen sadece parti logosu ve tabelası olur.
Sonuç olarak, Türk siyasetinde yeni bir sayfa açılmıştır. Ancak bu sayfanın nasıl yazılacağına ne siyasi liderler ne de yorumcular karar verecektir. Son sözü yine millet söyleyecektir. Çünkü demokrasilerde en güçlü irade, sandıkta tecelli eden millet iradesidir.
Yeni Parti’nin Türk siyasetinde kalıcı bir iz bırakıp bırakmayacağını zaman gösterecek. Fakat bugünden söylenebilecek tek gerçek şudur: Siyasette hiçbir başarı yalnızca isimle gelmez. Başarı; güvenle, samimiyetle, istikrarla ve millete dokunan politikalarla inşa edilir.
Ve unutulmamalıdır ki, milletin gönlünde yer edinmeyen hiçbir siyasi hareket, tarihin sayfalarında uzun süre kalamaz.
Yorumlar