Gazeteci- Siber Güvenlik Uzmanı - Adli Bilir Kişi

Her sınav döneminde aynı görüntüler, aynı gözyaşları ve aynı tartışmalar...
Kapının önünde kalan öğrenciler, çaresizlik içerisinde çocuklarının ardından koşan aileler ve ardından yapılan klasik açıklamalar...
Peki gerçekten sorun sınava bir ya da iki dakika geç kalmak mı?
Yoksa milyonlarca gencin geleceğini etkileyen sınavları düzenleyen kurumların, bu süreci daha insani, daha gerçekçi ve daha ulaşılabilir hale getirememesi mi?
ÖSYM yıllardır adayların önüne koyduğu kuralları tartışılmaz gerçekler gibi sunuyor. Özellikle de vatandaşların zaman zaman "tek taraflı sözleşme maddeleri" olarak eleştirdiği kurallar arasında yer alan "Sınav yerinizi bir gün önceden görün" maddesi her itirazın önüne kalkan olarak çıkarılıyor.
Kağıt üzerinde bakınca kulağa hoş geliyor.
Ama bu ülkenin gerçekleri kağıt üzerindeki kadar kolay değil.
Köylerde yaşayan, kırsal mahallelerden ilçe merkezlerine ulaşmak zorunda kalan, ekonomik sıkıntılar nedeniyle çalışırken aynı zamanda üniversiteye hazırlanan gençlerin tamamının sınav yerini bir gün önceden gidip görmesini beklemek ne kadar gerçekçi?
Madem adayların bir gün önceden okulunu görmesi bu kadar önemli, o halde bunun altyapısını da hazırlamak gerekir.
Bir köyden şehir merkezine ulaşmanın bile ciddi maliyet oluşturduğu bir dönemde, gençlere sadece yükümlülük hatırlatıp imkân sunmamak ne kadar adildir?
Kurallar sadece vatandaşa görev yüklemek için değil, vatandaşın önündeki engelleri kaldırmak için de var olmalıdır.
Belediyeler çeşitli etkinlikler için servis kaldırabiliyor, organizasyonlar düzenleyebiliyor. O halde geleceğini kurmaya çalışan öğrenciler için neden benzer kolaylıklar düşünülmüyor?
Bir gün önceden sınav yerlerini görmek isteyen öğrenciler için ulaşım desteği sağlanamaz mı?
Gençlerin geleceği, herhangi bir organizasyondan daha mı önemsiz?
Bu soruların cevaplanması gerekiyor.
Bugün emniyet teşkilatımızın ve özellikle üniversitelerde görev yapan özel güvenlik görevlilerinin gösterdiği fedakârlığı da görmezden gelemeyiz. Her sınav döneminde oluşan eksiklikleri kapatmaya çalışan, vatandaşın mağdur olmaması için çaba gösteren bu insanlar gerçekten takdiri hak ediyor.
Ancak asıl düşündürücü olan başka bir konu var.
Halka hizmet etmek için seçim dönemlerinde kapı kapı dolaşan, vatandaşın oyunu almak için her mahallede görünen siyasi aktörlerin ve yöneticilerin, gençlerin geleceğini ilgilendiren böylesine önemli günlerde ortada görünmemesi...
Daha da ilginci, bu konularda ciddi bir toplumsal tartışma yaşanırken birçok siyasi kimliğin adeta sessizliğe bürünmesi.
Oysa toplumun sorunları sadece seçim meydanlarında konuşulmamalı.
Çağımız teknoloji çağıdır.
Bugün sosyal medyanın gücünü inkâr etmek mümkün değildir.
Yakın zamanda Koşuyolu Parkı'ndaki çevre kirliliği görüntüleri kamuoyuna yansıdıktan sonra, aylardır çözülmeyen sorunların kısa sürede ortadan kaldırıldığına hep birlikte şahit olduk.
Bu durum bize önemli bir gerçeği gösteriyor.
Bazen sosyal medyanın vicdanı, koltuklarda oturan insanların vicdanından daha hızlı çalışabiliyor.
Bazen vatandaşın kamerası, bazı yöneticilerin gözünden daha fazla şeyi görebiliyor.
Bazen bir paylaşım, aylarca bekleyen bir sorunu çözebiliyor.
Aslında bu durum sevindirici değil, düşündürücü.
Çünkü sorunların çözüm merkezi olması gereken kurumlar yerine, sosyal medya platformlarının vatandaşın son umut kapısı haline gelmesi kamu yönetimi açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo ortaya çıkarıyor.
Kimse kurallar kaldırılsın demiyor.
Kimse disiplinsizlik istemiyor.
Ancak milyonlarca gencin geleceğini etkileyen sınavlarda biraz daha planlama, biraz daha gerçekçilik ve biraz daha vatandaşın yaşadığı şartları dikkate alan bir yaklaşım beklemek de en doğal haktır.
Çünkü mesele bir dakikalık gecikme değil.
Mesele, milyonlarca gencin hayatını etkileyen sistemlerin, milyonlarca insanın yaşadığı gerçek hayat şartlarından ne kadar uzaklaştığıdır.
Yorumlar