Siyasetçi - Köşe Yazarı
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan son kanun teklifi, sıradan bir yasal düzenleme olarak değerlendirilemez. Çünkü bu teklif, yıllardır terörle mücadele eden bir ülkenin geleceğine ilişkin yeni bir dönemin kapısını aralama iddiası taşıyor. Böyle dönemlerde asıl mesele, siyasi kazanç değil; devlet aklı, toplumsal huzur ve milletin ortak geleceğidir.
Türkiye, kırk yılı aşkın süredir terörün ağır bedellerini ödedi. Binlerce insan hayatını kaybetti, milyarlarca liralık ekonomik kaynak güvenlik harcamalarına ayrıldı, bölgeler yatırım ve kalkınma yarışında geride kaldı. En büyük kaybı ise geleceğe dair umutlarını ertelemek zorunda kalan insanlar yaşadı.
İktidar açısından bakıldığında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sıkça dile getirdiği “Terörsüz Türkiye” hedefi, güvenlik politikalarının ötesinde toplumsal bütünleşmeyi amaçlayan uzun vadeli bir vizyon olarak sunuluyor. Bu hedefin başarıya ulaşması ise yalnızca devlet kurumlarının çabasıyla değil; toplumun tüm kesimlerinin sürece güven duymasıyla mümkün olabilir.
Muhalefet ise doğal olarak düzenlemelerin uygulama biçimi, denetimi ve hukuki çerçevesi konusunda sorular soruyor. Güçlü bir demokraside bu soruların sorulması zayıflık değil, sistemin işlediğinin göstergesidir. Ancak eleştirilerin de çözüm önerileriyle birlikte sunulması, siyasetin niteliğini yükseltecektir.
Diyarbakır bu tablonun en belirgin örneklerinden biridir. Bu şehir artık çatışmalarla değil, üretimle; acıyla değil, kültür ve turizmle; göç veren değil, yatırım çeken bir şehir olarak anılmak istiyor. Sokaktaki vatandaşın beklentisi ideolojik tartışmalar değil, huzur, iş ve istikrardır.
Tam da bu nedenle Meclis’te görüşülen teklif, sadece siyasi partilerin değil, toplumun tamamının ortak sorumluluğudur. Muhalefetin görevi her düzenlemeye peşinen karşı çıkmak değildir; iktidarın görevi de eleştirileri yok saymak olmamalıdır. Demokrasi, farklı fikirlerin çatıştığı değil, ortak aklın üretildiği zeminde güç kazanır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, “kim kazandı, kim kaybetti” tartışmaları değildir. Asıl soru şudur: Kazanan Türkiye olacak mı?
Terörün tamamen sona ermesi, yalnızca güvenlik güçlerinin mücadelesiyle mümkün değildir. Aynı zamanda güçlü ekonomi, kaliteli eğitim, etkin adalet sistemi ve vatandaşın devlete olan güveninin pekişmesiyle mümkündür. Gençlerin eline silah değil kalem, umutsuzluk değil gelecek hayali verilmelidir.
Bölgede yaşayan insanlar artık eski tartışmaların geride kalmasını istiyor. Yıllardır süren kutuplaşma, sert siyasi söylemler ve karşılıklı suçlamalar toplumun enerjisini tüketti. Diyarbakır’ın da, Van’ın da, Mardin’in de, Şırnak’ın da beklentisi aynıdır: Güvenli bir gelecek, güçlü bir ekonomi ve çocuklarına bırakabilecekleri huzurlu bir memleket.
Elbette devletin temel ilkeleri, hukukun üstünlüğü ve adalet duygusu bu sürecin vazgeçilmez unsurlarıdır. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve toplumsal güven olmadan kalıcı bir başarıdan söz etmek mümkün değildir. Atılacak her adımın, hem güvenliği hem de hukuk devletini birlikte güçlendirmesi gerekir.
Türkiye artık enerjisini geçmişin acılarına değil, geleceğin fırsatlarına harcamalıdır. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında rekabet edeceğimiz alan; teknoloji, üretim, ihracat ve eğitim olmalıdır. Bunun yolu da huzur iklimini kalıcı hâle getirmekten geçiyor.
TBMM’deki görüşmelerde. Farklı görüşler dile getirilecek, sert eleştiriler yapılacak. Ancak tarih, bu süreci kimin daha yüksek sesle konuştuğuyla değil, kimin Türkiye’nin geleceğine daha fazla katkı sunduğuyla hatırlayacaktır.
Unutulmamalıdır ki güçlü devlet, yalnızca sınırlarını koruyan devlet değildir. Güçlü devlet; vatandaşına güven veren, hukukunu sağlam tutan, ekonomisini büyüten ve toplumunu ortak hedeflerde buluşturabilen devlettir.
Bugün Meclis’in önünde duran görev de tam olarak budur. Günlük siyasi hesapların ötesine geçerek, Türkiye’nin yarınlarını inşa edecek adımları cesaretle atabilmek.
Çünkü bu topraklarda yaşayan herkesin ortak dileği aynıdır: Silahların sustuğu, sözün değer kazandığı, kardeşliğin güçlendiği ve geleceğe umutla bakılan bir Türkiye.
Belki de Meclis’in önündeki en büyük sınav budur.
Tarih, hangi partinin kaç milletvekili olduğu ayrıntısını zamanla unutur. Ama milletin kaderini etkileyen cesur kararları unutmaz.
Temennimiz odur ki bu süreç; hukuk devletini güçlendiren, toplumsal huzuru pekiştiren, ekonomik kalkınmayı hızlandıran ve Türkiye’nin birliğini daha da sağlamlaştıran bir dönüm noktası olsun.
Çünkü güçlü Türkiye; sadece güçlü kurumlarla değil, birbirine güvenen, ortak geleceğe inanan ve aynı hedef etrafında kenetlenebilen bir toplumla mümkündür.
Yorumlar