
Bu satırları okurken etrafınıza bir bakın.
Televizyonunuz fişe takılı.
Telefonunuz şarjda olabilir.
Mutfakta çalışan bir buzdolabı var.
Apartmanın girişinde bir elektrik panosu duruyor.
Sokağın köşesinde ise sessizce çalışan bir trafo...
Şimdi size rahatsız edici bir soru sorayım:
Bunlardan Hangisi Bugün Yangın Çıkaracak?
Muhtemelen "hiçbiri" diye düşündünüz.
Zaten yangınların en tehlikeli tarafı da budur.
Kimse yangının başlayacağı günü tahmin edemez.
Çünkü yangınlar haber vermez.
Bir gün önce de her şey normal görünüyordur.
Yangından bir saat önce de.
Hatta yangından bir dakika önce bile.
Sonra bir anda haberlerde izlediğimiz görüntüler ortaya çıkar:
Bir trafo patlamıştır.
Bir fabrika alevler içindedir.
Bir apartman tahliye edilmektedir.
Binlerce dönüm arazi yanmaktadır.
Ve her olaydan sonra aynı cümle duyulur:
"Nasıl oldu?"
Oysa yıllardır yanlış soruyu soruyoruz.
Doğru soru şudur:
"Neden engellenemedi?"
Çünkü yangınların çoğu aslında sürpriz değildir.
Birçoğu günler, haftalar hatta aylar öncesinden işaret verir.
Isınan bir kablo...
Sık sık atan bir sigorta...
Yanık kokusu...
Kıvılcım çıkaran bir priz...
Yağ sızdıran bir trafo...
Kurumuş otlarla kaplanmış bir arazi...
Bunların her biri yangının sessiz davetiyesidir.
Ama biz çoğu zaman onları görmezden geliriz.
İnsan zihni ilginçtir.
Tehlikeyi gözünün önünde olmadığı sürece önemsemez.
Bu yüzden insanlar yangın tüpünü gereksiz masraf, bakımı zaman kaybı, güvenlik eğitimlerini ise formalite olarak görür.
Ta ki bir gün o telefon çalana kadar.
Ta ki siren sesi duyulana kadar.
Ta ki televizyonda kendi mahallesini görene kadar.
İş Sağlığı ve Güvenliği tam da burada devreye giriyor.
İSG'nin amacı yangın söndürmek değildir.
İSG'nin amacı yangının çıkmasına fırsat vermemektir.
Bir elektrik teknisyeninin panoyu kontrol etmesi...
Bir öğretmenin öğrencilerine yangın eğitimi vermesi...
Bir işçinin çalışma alanındaki kuru otları temizlemesi...
Bir vatandaşın izmaritini yere atmaması...
Bunların hiçbiri haber olmaz.
Kimse alkışlamaz.
Kimse sosyal medyada paylaşmaz.
Ama bir yangını önledikleri gün, yüzlerce insanın hayatını değiştirmiş olurlar.
Bugün ülkemizde çıkan yangınların büyük bölümü kader değil, ihmaldir.
Kader; yıldırımın düşmesidir.
İhmal ise yıldırım düşebileceğini bile bile önlem almamaktır.
Kader; arızanın oluşmasıdır.
İhmal ise arızayı görüp görmezden gelmektir.
Bu yüzden bir sonraki büyük yangının nerede çıkacağını kimse bilmiyor.
Ama neden çıkacağını çoğu zaman biliyoruz.
Sorun şu ki, alevleri görmeden harekete geçmiyoruz.
Oysa yangınla mücadele itfaiye geldiğinde başlamaz.
Yangınla mücadele, ilk kıvılcım ortaya çıkmadan çok önce başlar.
Belki de şu anda.
Tam bu satırları okuduğunuz anda.
Yorumlar