Gazeteci I Siber Güvenlik Uzmanı
Adli Bilir Kişi
Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde önemli bir düzenleme yasalaştı.
Çocuk Koruma Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören düzenleme, suça sürüklenen çocuklara ilişkin yeni bir hukuki çerçeve getiriyor.
Ben bu düzenlemeyi yalnızca "çocuklara daha fazla ceza geliyor" şeklinde okumuyorum.
Tam tersine, meseleye biraz daha geniş baktığımızda karşımıza çok daha önemli bir tablo çıkıyor.
Bu yasa; çocukların işlediği suçlara karşı yaptırımların yeniden belirlenmesinin yanında, çocukların suça sürüklenmesini önlemeyi, onları dijital ve sosyal risklerden korumayı, ailelerin sorumluluğunu artırmayı ve devletin koruyucu mekanizmalarını güçlendirmeyi de hedefliyor.
Ve açık söylemek gerekirse, artık çocuk meselesini sadece adliye koridorlarında konuşmanın zamanı çoktan geçti.
Çünkü bugün bir çocuğu kaybettiğimizde, yarının bir yetişkinini de kaybetme ihtimalimiz var.
Yeni düzenlemenin en dikkat çekici bölümlerinden biri Türk Ceza Kanunu'ndaki çocukların ceza sorumluluğuna ilişkin hükümler.
12 yaşını doldurmuş, 15 yaşını doldurmamış çocuklar açısından önemli bir ayrım getiriliyor.
Eğer çocuk, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamıyor veya davranışlarını yönlendirme yeteneği yeterince gelişmemişse ceza sorumluluğu bulunmayacak. Ancak bu çocuklar tamamen başıboş bırakılmayacak; haklarında çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilecek.
Diğer taraftan, bu yaş grubundaki çocuğun yaptığı fiilin anlam ve sonuçlarını algıladığı ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunduğu tespit edilirse, daha farklı bir ceza rejimi uygulanacak.
Ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlarda 13 ila 18 yıl, müebbet gerektiren suçlarda ise 10 ila 12 yıl arasında hapis cezası öngörülüyor. Diğer cezalar bakımından ise yarı oranında indirim uygulanıyor ve her fiil için verilecek hapis cezası 9 yılı aşamıyor.
15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise düzenleme daha ağır bir yaptırım sistemi öngörüyor.
Ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlarda 19 ila 27 yıl, müebbet gerektiren suçlarda 15 ila 18 yıl hapis cezası uygulanabilecek. Diğer cezalar üçte bir oranında indirilecek ve her fiil bakımından hapis cezası 15 yılı geçemeyecek.
Burada özellikle dikkat çekici bir başka nokta daha var.
Kasten öldürme ve sonucu itibarıyla ağırlaşmış yaralama gibi ağır suçlarda, 15-18 yaş grubundaki çocuklar bakımından yaş indiriminin uygulanmaması mümkün hale geliyor.
Hakim; suçun işleniş biçimini, kastın ağırlığını, amaç ve saiki ve daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezası alınıp alınmadığını dikkate alabilecek.
Yani artık çocuk olmak, ağır suçlar bakımından her koşulda otomatik bir indirim anlamına gelmeyecek.
Yasanın benim açımdan önemli başlıklarından biri de ateşli silahların çocukların eline geçmesini önlemeye yönelik düzenleme.
Bir kişi, ateşli silahını gerekli dikkat ve özeni göstermeden muhafaza eder ve bu nedenle silah çocuk tarafından ele geçirilirse, daha ağır bir suç oluşmadığı takdirde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilecek.
Bu düzenleme bana göre önemli.
Çünkü çocukların suç işlemesinden bahsederken bazen çocuğu merkeze koyuyor, çocuğun eline o silahın nasıl geçtiğini sorgulamıyoruz.
Oysa çocuk bir silaha ulaşabiliyorsa, burada sadece çocuğun değil, yetişkinlerin de sorumluluğunu konuşmamız gerekiyor.
Çocuğu korumak, tehlikeli araçları çocuğun erişemeyeceği şekilde muhafaza etmekle de başlar.
Düzenlemenin bir başka dikkat çekici yönü ise amaç dışı bıçak taşıma ve satışına ilişkin hükümler.
18 yaşından küçük çocuklara, ilgili mevzuat kapsamında olmayan kesici, delici veya bereleyici aletlerin satılması ve çocuklar tarafından satın alınması veya taşınması yasaklanıyor.
Bu yasağa aykırı davrananlara 5 bin lira, bıçak veya aletlerin sayı ya da niteliğinin vahim olması halinde 10 bin lira idari para cezası uygulanabilecek.
Ayrıca işletme sorumlusunun böyle bir durumu yetkili makamlara bildirmemesi halinde de 5 bin lira idari para cezası öngörülüyor.
İnternet üzerinden ve mesafeli satışlar da bu kapsamın içinde.
Burada çok net bir mesaj var:
Çocuğun eline ulaşabilecek tehlikeli araçların satışında yalnızca çocuğun değil, yetişkinlerin ve satıcıların da sorumluluğu var.
Fakat bana göre düzenlemenin en çok konuşulması gereken bölümlerinden biri ceza değil.
Çocuk Koruma Kanunu'na getirilen "yönlendirme tedbirleri" bunun en önemli göstergesi.
Ceza sorumluluğu bulunmayan adli süreçteki çocuklar için çocuklara özgü güvenlik tedbirleri kapsamında;
Sosyal ve toplumsal hizmetler,
Dijital risklerden korunma,
Kitap ve kütüphane,
Çevreye saygı ve çevre temizliği,
Tütün, nikotin, alkol, kumar, uyuşturucu ve uyarıcı maddeler ile davranışsal bağımlılıklardan korunma
gibi tedbirler uygulanabilecek.
İşte ben burada yasanın yalnızca "ceza" üzerinden okunmaması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü bir çocuğun eline kitap vermek, onu kütüphaneye yönlendirmek, sosyal hizmetlerle buluşturmak, dijital risklerden korumak ve bağımlılıktan uzak tutmak da çocuk koruma politikasıdır.
Hatta bana göre uzun vadede en güçlü çocuk koruma politikası budur.
Bugünün çocuğu sadece sokakta değil, telefon ekranında da risk altında.
Siber zorbalık, şiddet içerikleri, uyuşturucuya erişimi kolaylaştıran dijital ağlar, kumar ve yasa dışı bahis, zararlı içerikler ve çeşitli bağımlılık biçimleri çocukların hayatına artık çok daha erken yaşlarda girebiliyor.
Bu nedenle dijital risklerden korunmanın yeni düzenlemede ayrı bir tedbir olarak yer almasını önemsiyorum.
Çocukları internetten tamamen koparmak çözüm değil.
Çözüm, onları dijital dünyanın tehlikelerine karşı bilinçli ve dayanıklı hale getirmek.
Yeni düzenlemenin bir başka önemli tarafı da sosyal inceleme.
15 yaşını doldurmamış çocuklar hakkında sosyal inceleme yaptırılması zorunlu hale geliyor.
15 yaşını doldurmuş çocuklar hakkında sosyal inceleme yapılmaması halinde ise savcı, mahkeme veya çocuk hakimi bunun gerekçesini iddianamede veya kararda göstermek zorunda olacak.
Bu düzenlemeyi özellikle önemli buluyorum.
Çünkü bir çocuğun yaptığı davranışı anlamak için sadece "hangi suçu işledi?" sorusuna bakmak yeterli değil.
Neden yaptı?
Ailesi nasıl?
Okula devam ediyor mu?
Kimlerle arkadaşlık ediyor?
Madde kullanıyor mu?
Şiddete maruz kalmış mı?
İhmal edilmiş mi?
Dijital ortamda hangi grupların içerisinde?
Bütün bunlara bakmadan çocuk hakkında sağlıklı bir değerlendirme yapamayız.
Çocuk adaletinde sosyal inceleme tam da bu nedenle önemlidir.
Çocuğa verilen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin uygulanmasını engelleyen veya bu tedbirlerin gereklerine aykırı hareket eden anne, baba, vasi ya da bakım ve gözetiminden sorumlu kişiler için de yaptırım getiriliyor.
Tedbirin niteliğine ve ihlalin ağırlığına göre çocuk hakimi kararıyla 3 günden 10 güne kadar tazyik hapsi uygulanabilecek.
Bu düzenleme bize şunu söylüyor:
Çocuk koruma sadece devletin görevi değildir.
Aile de sorumludur.
Çocuğun eğitiminden, çevresinden, davranışlarından ve ihtiyaçlarından tamamen kopuk bir aile yapısının sonuçlarını yalnızca devletten beklemek doğru değildir.
Elbette her aile aynı imkanlara sahip değil.
Bu nedenle aileyi cezalandırmadan önce desteklemek, rehberlik etmek ve sosyal hizmet mekanizmalarını güçlendirmek de devletin sorumluluğunda olmalıdır.
Yasada kullanılan dilin değiştirilmesini de ayrıca önemsiyorum.
"Suça sürüklenen çocuk" ifadesi yerine "adli süreçteki çocuk" ifadesinin kullanılması öngörülüyor.
Bunun sadece kelime değişikliği olmadığını düşünüyorum.
Çünkü çocukları yalnızca işledikleri iddia edilen fiil üzerinden tanımlamak yerine, onların bir süreç içerisinde değerlendirilmesini sağlayan bir yaklaşım söz konusu.
Çocuk suç işlemiş olabilir.
Ama çocuk hâlâ çocuktur.
Ve devletin amacı yalnızca cezalandırmak değil, mümkünse o çocuğu yeniden topluma kazandırmak olmalıdır.
Burada bir parantez açmak zorundayım.
Çocuk haklarını konuşurken mağdur çocukları, mağdur aileleri ve suçtan zarar gören vatandaşları da unutmamalıyız.
Bir çocuğun korunması, başka bir çocuğun mağduriyetinin görmezden gelinmesi anlamına gelemez.
Adalet sisteminin en zor görevi zaten burada ortaya çıkıyor.
Hem suça sürüklenen çocuğun geleceğini koruyacaksınız hem de mağdurun adalet duygusunu tatmin edeceksiniz.
Hem toplumun güvenliğini sağlayacaksınız hem de çocuğun yeniden topluma kazandırılmasını sağlayacaksınız.
Ben güçlü devlet anlayışının tam olarak burada ortaya çıktığını düşünüyorum.
Kanun çıktı.
Fakat benim için asıl mesele bundan sonra başlıyor.
Çünkü Türkiye'de mevzuatın ne kadar güçlü olduğundan daha önemli bir konu var:
Uygulama kapasitesi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, adli makamlar, kolluk, sağlık kuruluşları, yerel yönetimler ve diğer ilgili kurumların koordineli çalışması gerekiyor.
Yeni düzenlemeyle koruyucu ve destekleyici tedbirlerin koordinasyonu merkezde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından; il ve ilçelerde ise vali ve kaymakamların koordinasyonuyla yürütülecek. İl ve ilçelerde sekretarya hizmetlerini aile ve sosyal hizmetler il müdürlükleri yürütecek.
Bu sistem doğru işlerse önemli sonuçlar doğurabilir.
Ama sahada personel yetersizliği, uzman eksikliği, kurumlar arası iletişim problemi veya takip mekanizmasındaki aksaklıklar yaşanırsa kağıt üzerindeki iyi düzenlemelerin beklenen sonucu vermesi zorlaşır.
Ben bu yasadan üç temel sonuç bekliyorum.
Birincisi:
Ağır suç işleyen çocuklar konusunda toplumun adalet duygusunu zedelemeyecek, etkili ve caydırıcı bir sistem kurulması.
İkincisi:
Suça henüz bulaşmamış çocukların suç örgütleri, uyuşturucu, şiddet, dijital riskler ve kötü çevreden korunması.
Üçüncüsü:
Suça sürüklenmiş çocukların yeniden topluma kazandırılması.
Bunlardan biri eksik kalırsa sistem tam anlamıyla başarılı olmuş sayılmaz.
Çünkü yalnızca cezalandırırsak çocukları kaybedebiliriz.
Yalnızca korursak toplumun adalet duygusunu zedeleyebiliriz.
Yalnızca aileyi sorumlu tutarsak sosyal gerçekleri gözden kaçırabiliriz.
Yalnızca devleti sorumlu tutarsak aile ve toplumun rolünü ihmal etmiş oluruz.
Bu nedenle bütüncül bir yaklaşım gerekiyor.
Ben çocuk meselesine yalnızca bugünün haberi olarak bakmıyorum.
Bugün 13 yaşındaki bir çocuğun hayatında verdiğimiz karar, onun 23 yaşındaki halini de belirleyebilir.
Bir çocuğu suçtan uzaklaştırabilirsek, aslında gelecekte işlenecek bir suçu da önlemiş oluruz.
Bir çocuğu okulda tutabilirsek, bir aileyi güçlendirebilirsek, bir bağımlılığı başlamadan bitirebilirsek, bir çocuğun eline silah veya bıçak geçmesini engelleyebilirsek, dijital dünyanın karanlık taraflarından onu koruyabilirsek bunun karşılığı sadece bugünün güvenliği değildir.
Bu, yarının Türkiye'sidir.
Benim için bu yasanın en önemli cümlesi cezanın kaç yıl olduğu değil.
Asıl mesele şudur:
Biz çocuklarımızı suç işledikten sonra mı koruyacağız, yoksa suçun onları bulmasına izin vermeden önce mi?
Türkiye'nin önündeki gerçek sınav budur.
Meclis görevini yaptı ve yasayı kabul etti.
Şimdi sıra uygulamada.
Şimdi sıra ailede.
Şimdi sıra okulda.
Şimdi sıra sosyal hizmetlerde.
Ve elbette şimdi sıra biz gazetecilerde.
Çünkü çocuklarımızın geleceğini ilgilendiren bu sürecin sadece bugününü değil, yarınını da takip etmek zorundayız.
Ben de bir gazeteci olarak bu sürecin takipçisi olacağım.
Çünkü çocukları korumak, yalnızca çocukları değil, Türkiye'nin geleceğini korumaktır.
Yorumlar