Siyasetçi - Köşe Yazarı

Geçtiğimiz hafta dünya yine yoğun bir gündemin içinden geçti. Bir tarafta savaşların gölgesinde yürütülen diplomatik temaslar, diğer tarafta milyonların heyecanla takip ettiği spor müsabakaları, geleceğini şekillendirmek için sınav sıralarında ter döken gençler ve hayatımızın en kıymetli kahramanları olan babalar…
Aslında birbirinden farklı gibi görünen bu başlıkların ortak bir noktası var: İnsanlığın daha iyi bir gelecek arayışı.
Uzun süredir dünya kamuoyunun yakından takip ettiği Amerika ve İran arasındaki gerilim, zaman zaman çatışma ihtimallerini gündeme getirirken, son günlerde barış ve diplomasi adına verilen mesajlar dikkat çekiyor. Tarih bize göstermiştir ki savaşın kazananı olmaz. En güçlü silahlar bile insanların yüreğinde açılan yaraları kapatamaz. Bu nedenle atılan her barış adımı, sadece iki ülke için değil, tüm dünya için umut anlamı taşır. Çünkü huzurun olmadığı yerde ne kalkınma olur ne de güven.
Öte yandan milyonları ekran başına kilitleyen futbol heyecanında, Türkiye’nin Dünya Kupası yolculuğuna veda etmesi elbette hepimizi üzmüştür. Ancak sporun en önemli yanı, bazen kaybetmeyi de öğretmesidir. Başarı kadar başarısızlıktan ders çıkarmak da gelişimin bir parçasıdır. Bugün üzülsek de yarın yeniden ayağa kalkabilen bir spor kültürü oluşturmak, gençlerimize bırakacağımız en önemli miraslardan biri olacaktır. Çünkü büyük hedeflere ulaşan milletler, geçici hayal kırıklıklarıyla yollarından dönmeyen milletlerdir.
Hafta sonunun bir diğer önemli gündemi ise sınav maratonuydu. Türkiye’nin dört bir yanında yüz binlerce genç, aylarca emek verdikleri sınavlara girdi. Sınav salonlarının önünde bekleyen anne ve babalar, çocukları kadar heyecan yaşadı. Ancak unutmamak gerekir ki bir sınav sonucu, bir insanın değerini belirlemez. Başarı sadece bir puandan ibaret değildir. Azim, karakter, çalışkanlık ve dürüstlük de hayatın en önemli başarı ölçüleridir. Gençlerimizin umutlarını koruması, ailelerin de onların yanında olmaya devam etmesi her şeyden daha değerlidir.
Ve geçtiğimiz haftanın en anlamlı günü… Babalar Günü.
Belki de hayatın içinde en az konuşulan ama en çok fedakârlık yapan insanlar babalardır. Çoğu zaman sevgilerini sözlerle değil, emekleriyle gösterirler. Evlatlarının geleceği için kendi hayallerinden vazgeçer, onların mutluluğunu kendi mutluluğunun önüne koyarlar. Bir çocuğun sırtını yaslayabileceği güven duygusunun temelinde çoğu zaman bir babanın sessiz mücadelesi vardır.
Bir yanı hep yarım, bir yanı hep eksik olanlar için bugün; zoraki bir kutlama günü değil, sadece derin bir özlem ve sessiz bir saygı duruşudur. Sırf takvimler bugünü gösteriyor diye o gürültülü kalabalığa ayak uydurmak zorunda değiliz.
Bugün, o dayatılan "kusursuz kutlama" imajının gerisinde kalan, eksiklik hissini kalbinin en derininde taşıyan ve sessizce özleyen herkesin hislerine ortak oluyorum. Sevgimiz de, özlemimiz de bir güne sığmayacak kadar büyük ve gerçek.
Dünya siyasetinin sert rüzgârları, sporun heyecanı, sınavların stresi ve hayatın koşuşturması arasında aslında unutmamamız gereken bir gerçek var: İnsan kalabilmek.
Barış için çalışmak, kaybettiğimizde yeniden ayağa kalkmak, gençlerimize umut vermek ve aile bağlarımızı güçlendirmek… Belki de daha güzel bir dünyanın yolu tam olarak buradan geçiyor.
Çünkü dünyanın gürültüsü ne kadar artarsa artsın, insanlığın sesi her zaman daha güçlü olmalıdır.
Yorumlar