Gazeteci - Yazar

Bir ülke, en büyük sınavını saraylarında, meydanlarında ya da gösterişli açılış törenlerinde vermez. Gerçek sınav, en ücra köyünde yaşayan vatandaşına nasıl davrandığıyla ölçülür. Çünkü devlet, asfaltın bittiği yerde de devlet olabiliyorsa güçlüdür.
Bugün Mardin'in Kızıltepe ilçesinde ve bağlı onlarca köyünde yaşanan manzara ise acı bir gerçeği yüzümüze çarpıyor: Bu insanlar yıllardır hizmet beklemiyor; adeta unutulmuş olmanın bedelini ödüyor.
Yirmi birinci yüzyılda elektrik kesintilerini konuşuyoruz.
Evet, yanlış okumadınız.
Dünyanın yapay zekâyı, uzay teknolojilerini ve dijital dönüşümü tartıştığı bir dönemde, Kızıltepe'nin köylerinde insanlar "Bugün elektrik kaç saat kesilecek?" sorusuyla güne başlıyor. Saatler süren kesintiler yüzünden evlerde hayat duruyor, çiftçinin sulama sistemi çalışmıyor, küçük esnaf zarar ediyor, çocuklar sıcağın altında ders çalışamıyor. Elektrik kesildiğinde sadece ampuller sönmüyor; üretim duruyor, umut azalıyor, yaşam kalitesi kararıyor.
Sonra su…
Hayatın en temel ihtiyacı olan su, bazı köylerde hâlâ belirsizlik içinde. Musluklardan suyun akacağı saatler hesaplanıyor, vatandaş günlük yaşamını buna göre planlamak zorunda kalıyor. Bir ülkenin en temel kamu hizmetlerinden biri olan içme suyunun hâlâ sorun olarak konuşulması, teknik bir eksiklik değil; yıllardır ertelenen sorumlulukların sonucudur.
Ve şehrin kanayan yarası: Yollar…
Yağmur yağınca çamur deryasına dönen, yaz gelince toz bulutuyla kaplanan yollar, yalnızca ulaşımı zorlaştırmıyor; vatandaşa verilen değerin de aynası hâline geliyor. Ambulansın zor ulaştığı, öğrencinin okula güçlükle gittiği, çiftçinin ürününü pazara taşırken zarar ettiği yollar kader değildir. Kader denilen şey çoğu zaman ihmalin üzerini örtmek için kullanılan en kolay bahanedir.
Acı olan şu ki, seçim dönemlerinde aynı köylerin yolu da bulunuyor, elektriği de hatırlanıyor, suyu da gündeme geliyor. Mikrofonlar uzatılıyor, kameralar kuruluyor, vaatler havada uçuşuyor. Seçim biter bitmez ise aynı köyler yeniden sessizliğe gömülüyor. Sanki sandıklar toplandığında vatandaşın sorunları da toplanıp kaldırılıyor.
Bu insanlar sadece seçimden seçime hatırlanacak seçmen değildir.
Onlar bu ülkenin üreticisidir.
Toprağı işleyen, bu ülkenin ekonomisine katkı sunan, vergisini veren, evladını askere gönderen insanlardır.
Peki karşılığında ne alıyorlar?
Kesilen elektrik…
Akmayan su…
Bitmeyen yol çilesi…
Ve yıllardır yinelenen aynı cümleler:
"Programımıza aldık."
"Çalışmalar devam ediyor."
"En kısa sürede çözülecek."
Bu cümlelerin artık vatandaş nezdinde hiçbir karşılığı kalmamıştır. Çünkü yıllardır aynı sözler veriliyor, ama değişen yalnızca takvim yaprakları oluyor.
Oysa kamu hizmeti bir lütuf değildir.
Elektrik vermek, su ulaştırmak, güvenli yol yapmak kimsenin vatandaşa sunduğu bir ihsan değildir. Bunlar devlet olmanın en temel gerekleridir. Vatandaş bunları istemek zorunda bırakılmamalıdır; zaten bunlara sahip olmalıdır.
Yorumlar